Bankacılık Sektöründe Tüketici Hukuku Uygulamaları Kitabı

Kitap, Prof. Dr. Şebnem AKİPEK’in danışmanlığı ve denetimi altında, Av. Hakan TOKBAŞ ve Ali Suphi KURŞUN editörlüğü ve koordinatörlüğünde, derleme ve şerh olarak iki ana bölüm halinde oluşturulmuştur. Sektörel Bazda Tüketici Hukuku Külliyatının 1. Cildini oluşturan bu kitap, her biri farklı sektörlere ait oniki kitaplık bir külliyatın bankacılık sektörü parçasını oluşturmaktadır.

Derleme ana bölümü sekiz kısımdan oluşmaktadır. Bunlar: 1) Bankacılık Sektöründe Tüketicilerin Korunması, Yaşanan Sorunlar Ve Çözüme Yönelik Gümrük Ve Ticaret Bakanlığınca Yapılan Faaliyetler 2) Tüketici Hukukunun Temel İlkelerinin Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirilmesi Ve Eleştirisi 3) Tüketici Kredisi Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği Ve Hükümleri 4) Bankacılık Sektöründe Tüketici Sözleşmeleri Ve Haksız Şartlar 5) Kredi Sözleşmesi Nedeniyle Tüketiciden Alınan Dosya Masraflarının İstirdatı Davası 6) Son Düzenlemelere Göre Konut Finansman Sözleşmelerinde Temerrüt 7) Bankacılık Sektöründe Kefalet 8) Banka Kredi Kartı Sözleşmesinin Hukukî Niteliği Ve Kart Hamili Bakımından Avantajlarının Sorgulanması’dır.

Şerh ana bölümü ise Yargıtay Üyesi Candaş İLGÜN’ün destekleriyle ve seçimleriyle şekillendirilmiş, başlıklarıyla tasnif edilmiş Yargıtay kararlarından oluşmaktadır.

Derleme ana bölümündeki her kısım farklı bir yazar tarafından yazılarak kitap vücuda getirilmiştir. Bu yazarlar: Prof. Dr. Şebnem AKİPEK, Prof. Dr. Mustafa TOPALOĞLU, Doç. Dr. Ömer ÇINAR, Hakim Mehmet Akif TUTUMLU, Yrd. Doç. Dr. Özlem TÜZÜNER, Yrd. Doç. Dr. Özge UZUN KAZMACI, Yrd. Doç. Dr. Esra HAMAMCIOĞLU ve Bayram UZUNOĞLAN’dır.

Toplam 318 sayfadan oluşan kitap, yaklaşık 6 ayda nihayete erdirilmiş, özverili bir çalışmasının neticesidir.

Bütün bir kitaptan elde edilen sonuç, Av. Hakan TOKBAŞ ve Ali Suphi KURŞUN tarafından kaleme alınarak kitabın son sayfalarında yayımlanmıştır.

Bankacılık sektörünün tüketici hukuku bakımından ele alınması ile ulaşılan sonuçlar şöyle özetlenebilir:

Türkiye’de Eylül 2014 itibarıyla; 33 adet mevduat, 13 adet kalkınma yatırım ve 4 adet katılım bankası olmak üzere toplam 50 adet banka faaliyet göstermesi ve nüfusu 76 milyonu aşan Türkiye’de 2013 yılı itibariyle bireysel bankacılık hizmetlerinden yaklaşık 25 milyonu aşkın kişinin istifade etmesi; aynı şekilde kredi kartı sayısının 57 milyon, banka kartı sayısının 103 milyon adedi aşması bankacılık sektörünün ne denli önemi haiz olduğunu göstermektedir. Yine Eylül 2014 itibarıyla toplam kredi tutarı 1,19 trilyon TL olup, kredilerin içerisinde; ticari kredilerin payı %44 (524 milyar TL), Kobi kredilerinin payı %27 (317 milyar TL) ve tüketici kredileri ve kredi kartlarının payı %29 (347 milyar TL) olarak gerçekleşmiştir. Bu veriler ise tüketici işlemlerinin bankacılık sektörünün temel aktörlerinden olduğunu ortaya koymaktadır. Tüketici şikayetlerinde bankacılık sektörü payının 2014 yılında %85’e yükselmesi bağımsız bir disiplin olma yolunda ilerleyen tüketici hukukunun bankacılık sektöründeki rolünü gözler önüne sermektedir. Bankacılık sektöründe tüketici hukukunun en önemli problemlerinden biri genel işlem koşulları yoluyla Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun anlamında tüketici aleyhine sözleşme şartlarıdır. Genel işlem koşulları Türk Hukuku’nda hem 6098 sayılı Kanun’da hem de 6502 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Her iki düzenleme yargısal denetim öngörürken 6502 sayılı Kanun düzenlemesi idari denetime de cevaz vermektedir. Yargısal denetimde kullanılan temel yöntemler yürürlük, içerik ve yorum denetimidir. Tüketicinin taraf olduğu bankacılık işlemlerine 6502 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasının kaçınılmaz olduğu düşünüldüğünde bankaların önceden hazırlayacakları sözleşme hükümlerinde karşılıklı dengeyi göz önünde tutmaları ve adil hükümler getirmeleri halinde bu denetimlerden çekinmelerine gerek olmadığı gibi bu hususta bir uyuşmazlık da yaşanmayacaktır. Bankacılık sektöründe haksız şart düzenlemelerinin belki de en çok tatbik edildiği husus tüketiciden alınan dosya masraflarıdır. Dosya masraflarının 6502 sayılı Kanun ve ilgili bankacılık mevzuatında hukuki temelleri olsa da Yargıtay’ın istikrarlı içtihatlarında ortaya konulduğu üzere, dosya masraflarının alınabilmesinin sınırı alınacak dosya masrafının zorunlu, makul ve belgeli olmasıdır. Bu nitelikleri taşımadan tüketiciden alınan dosya masrafına karşı istirdat davası açılabilmektedir. Adı geçen davada muhakeme hukuku yönünden ilk tespiti gereken husus görevli uyuşmazlık merciidir. Zira dava konusu uyuşmazlığın bedeline göre tüketici mahkemeleri veya tüketici hakem heyetleri görevli olacaktır. İspat yükü bakımından tüketiciden dosya masrafı adı altında ücret talep eden bankanın, bu masrafın hukuki dayanağı ile maddi temelini göstermesi gerekir; dolayısıyla bu hususta ispat yükü bankaya aittir. İş bu davada zamanaşımı süresi ise sözleşmesel sorumluluk esaslarına göre Türk Borçlar Kanunu uyarınca on yıl olması gerekir.

Borçlunun önceden belirlenmiş dönemlik ödemelerle yükümlü olduğu ve bu yükümlülüğün belirli niteliklerdeki gayrimenkul teminatı ile güvence altına alındığı borç türü olan mortgage, 6502 sayılı Kanun’un 32 ila 39’uncu maddeleri arasında düzenlenmiştir. Mortgage sisteminin temel kaynağı olan konut finansmanı sözleşmelerinde tüketicinin korunması ihtiyacı özellikle tüketicinin temerrüdüne bağlanan hukuki sonuçlar olan kalan taksitlerin muacceliyeti ve temerrüt faizinde kendini göstermektedir. Bu anlamda, tüketiciden kalan taksit bedellerinin talep edilebilmesi 6502 sayılı Kanun’da ifadesini bulan şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Burada dikkat edilmesi gereken hususlardan biri tüketicinin birbirini izleyen iki taksiti ödemede temerrüde düşmesi şartı bakımından birinin hiç ödenmemesi diğerinin de kısmen ödenmemesi halinde bu şartın gerçekleşmeyeceğinin kabulüdür. Mamafih, sınırı dürüstlük kuralı çizecektir. Temerrüt faizi bakımından ilk olarak Türk Ticaret Kanunu 8’inci madde 3’üncü fıkra hükmünün faizle ilgili tüketicinin korunmasına ilişkin düzenlemeleri saklı tuttuğu gözden kaçırılmamalı akabinde faiz sınırlamalarını ihtiva eden Türk Borçlar Kanunu’nun 88’inci ve 120’inci madde hükümleri de dikkate alınmalıdır. Nihayet, 6502 sayılı Kanun uyarınca çıkarılacak ilgili yönetmelikteki sınırlar da göz önünde tutulmalıdır.

Bankacılık sektöründe tüketicinin borcunu temin eden kefalet hususu tüketicinin korunması ihtiyacının en fazla hissedildiği işlemlerdendir. 6502 sayılı Kanun madde 6 uyarınca tüketici işlemlerinde tüketicinin borcu için alınan her türlü şahsi teminat adi kefalet hükmünde olacaktır. Tüketicinin borcu için alınan şahsi teminatta da her teminat sözleşmesinde olduğu gibi belirlilik koşulu sağlanmalıdır. Gerçekten, banka ile yapılan sözleşmelerde, borçlunun var olan ya da gelecekte herhangi bir sözleşmeden doğacak tüm borçlarına ilişkin kefilin teminat verdiğine ilişkin hükümler, belirlilik koşulunu gerçekleştirmediği ve kişilik haklarına aykırı olduğu için kesin hükümsüzdür. Yanı sıra 6502 sayılı Kanun’un temel ilkeleri bölümünde tüketicilerin yapmış oldukları işlemler nedeniyle sadece nama yazılı ve her bir taksit için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebileceği hüküm altına alınmaktadır. Böylece tüketici kredileri için de bankaların senet almasına yol açılmıştır. Söz konusu hükme aykırı olarak düzenlenen senetler, yalnızca tüketicinin taahhüdünü geçersiz kılmaktadır. Bu düzenleme ile hem imzaların bağımsızlığı, hukuki görünüşe güven, senetlerin tedavül gücü gibi kambiyo hukukuna ilişkin temel ilkeler, hem de tüketicinin menfaatleri eşit denilebilecek seviyede korunmuştur. Kambiyo hukukuna özgü kefalet olan avalin 6502 sayılı Kanun anlamında adi kefalet sayılıp sayılmayacağı hususunda Türk Borçlar Kanunu madde 603 hükmünde sözleşme ifadesi kullanıldığı için tek taraflı bir kambiyo taahhüdü olan avalin hükmün kapsamı dışında bırakıldığı ileri sürülebilecekken, temel ilkeler bölümünde her ne ad altında olursa olsun şahsi teminatlardan bahsedildiği için tüketici lehine verilen avalin 6502 sayılı Kanun uyarınca adi kefalet sayılması gerektiği ileri sürülebilecektir. Bu sonucun kabulü kıymetli evrak hukuku ilkeleri ve kambiyo senetlerinin tedavül güvenliği ile bağdaşmamasına rağmen, Türk Ticaret Kanunu’na göre özel hüküm niteliğinde olan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ilgili maddesinin öncelikli olarak uygulanması gerektiği hukuken söylenebilecektir. Nihayet, bankacılık sektöründe uygulaması oldukça geniş olan kefaletin Türk Borçlar Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri karşısında eski cazibesini yitireceğini öngörmek yanlış olmaz.

6502 sayılı Kanun’un 22 ila 31. Maddeleri arasında düzenlenen tüketici kredisi sözleşmeleri tipik sözleşmelerden olup tüketim ödüncü veya isimsiz sözleşme olarak mütalaa edileme. Tüketici kredileri bakımından bankalar bakımından en çok dikkat edilmesi gereken nokta sözleşmede faiz oranının gösterilmemesi halinde faiz talep edilemeyeceğidir. Burada kredinin faizsiz kullanılacağı öngörülerek medeni hukuk cezası düzenlenmiş bulunmaktadır. En temelde, tüketim ödüncünün, mevcut ekonomik sisteme uyarlanmış modeli olan kredi kartı sistemindeki hamil bakımından nicel araştırmalar ekonomi bilimindeki rasyonel insan tarafından kullanılan kredi kartı karinesini çürütmektedir. 4077 sayılı Kanun’dan bu yana tipik bir sözleşme olarak mütalaa edilmesi gereken kredi kartı sözleşmesinden ziyade kredi kartı ilişkisi bir yüzü havale diğer yüzü tüketim ödüncü olan bir hukuki ilişkidir. Kredi kartının talep olmaksızın gönderilmesi ise 6502 sayılı Kanun madde 7 hükmüne tabi olup öneri sayılmaz ve tüketicinin kartı kullanması halinde dahi tüketicinin zımni kabulünden bahsolunamaz ve sözleşme kurulmaz. Mamafih, talep edilmediği halde gönderilen kredi kartının kullanılmasının meydana getirdiği sorun fiili sözleşme ilişkisi teorisi marifetiyle çözüme kavuşturulabilir. Pek çok dezavantajı ve bazı çevrelere göre çeşitli avantajları bünyesinde barındıran kredi kartına ilişkin olarak belki de en açıklayıcı ifade olan TÜZÜNER’in cümlelerine aynen yer verilmesi uygundur: “Kredi kartı hamilinin rasyonel olmadığı, onun kredi kartı kullanmasından zaten belirlidir. İnsan, rasyonelken, katılmak ve tüketmek dışında seçime sahip olmadığı bir sisteme niye dâhil olur? “

Şerh kitabında Yargıtay içtihatları mercek altına alındığında birtakım ihtilaflarda istikrarlı olarak aynı yönde kararların verildiği ve içtihat geliştirildiği gözlemlenmektedir. Gerçekten, Tüketiciden Sadece Makul, Belgeli ve Zorunlu Masrafların Talep Edilebilmesi” başlığı altındaki içtihatlarda tüketici kredisi sözleşmelerinde tüketiciden sadece zorunlu, makul, belgeli masrafların alınabileceğine işaret edilmiş, hatta daha ileri bir ifadeyle kararlar bu husus üzerine inşa edilmiştir. Yargıtay, “zorunlu, makul, belgeli masraflar” ifadesini tüketiciden alınan masrafların hukuka uygunluğu denetiminde adeta bir kıstas haline getirmiştir. Deyim yerindeyse bu ifadeyi “haksız şartın şartları” haline getirdiği söylenebilir. Gerçekten, “dairemizin yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, bankaların ancak davaya konu kredinin verilmesi için zorunlu, makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebileceğinin kabulü gerekir.” ifadesine her üç kararda da yer verildiği görülmektedir. Bir başka örnek de “Tüketiciden Dosya Masrafı Alınması Sorunu” başlığı altında yer alan içtihatlarda kendini göstermektedir. 3.3.2008 ve 17.04.2012 tarihli üç karar hariç olmak üzere “4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 Sayılı Kanunla değişik 6. maddesi ile sözleşmelerdeki haksız şart düzenlenmiş ve “Satıcı ve sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı, değildir. Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden, standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez. Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir. 4077 Sayılı Kanunun değişik 6 ve 31 maddelerine dayanılarak hazırlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinde “satıcı, sağlayıcı veya kredi veren tarafından tüketici ile akdedilen sözleşmede kullanılan haksız şartlar batıldır” hükmü getirilmiştir” ifadesi matbu olarak bulunmaktadır. Buna mukabil Yargıtay’ın aynı ihtilafa ilişkin farklı yönlerde, çelişkili kararlarına rastlamak mümkündür. Gerçekten, “Tüketici Kredisi Borcunu Temin Eden Kefalet” başlığı altında görüldüğü üzere tüketici kredisine şahsi teminatın adi kefalet hükmünde olacağına yönelik içtihatlar olduğu gibi asıl borçlu ve kefil aleyhine aynı gün takip yapılmasını yasaya aykırı bulmayan içtihat da mevcuttur.

 

Yorum Yap

*

Aristo YAYINEVİ Müşteri Hizmetleri 0 (216) 3346966 Kapat